Ertuğrul Özkök yazdı: Aydın Bey’in iki temel özelliği… 14 Mayıs’ta ne kadar terleyecek

Ülkenin en zengin çocuğu…

Henüz 30 yaşında, ama babasının işinin başında.

Üzerinde Dior takım elbise var.

Altında Loro Piana espadriller…

Yeniden tasarladığı mağazasının üçüncü katında merdivenlerden aşağı bakarken yanındakilere soruyor:

“Bakın bakayım terlemiş miyim?”

BU ÇOCUK DEODORANT NEDİR BİLMEZ Mİ YAHU

Sizin içinizden de “Böyle bir mağazada sorulacak soru mu” diye geçmiştir tahmin ederim.

Normaldir.. Değeri en az 12-15 bin dolar (Dünkü Tahtakale kurları ile 315 bin TL) olan bir Dior takım elbisenin içinde terlemek hoş bir şey değil…

“Bu çocuk deodorant nedir bilmez mi” diye sorabilirsiniz…

Haklısınız diyeceğim ne var ki, kendi verdiği cevabı okuyunca bu soruyu niye sorduğunu da daha iyi anlayacaksınız.

Ama önce bu 30 yaşındaki patron çocuğunun kim olduğunu, bir de babasının kim olduğunu yazayım.

Çocuğun adı Alexandre Arnault.

Babasının adı Bernard Arnauld…

LVMH, yani “Louis Vuitton- Moet&Hennesy” grubunun en büyük hissedarı.

Sahibi yani…

Bloomberg Dünya Milyarder Endeksi’nde, Elon Musk’ı tahtından indirip, dünyanın en zengin insanı koltuğuna oturmuş kişi.

AUDREY HEPBURN’UN TİFFANNY’DE KAHVALTISI’NDAKİ O DÜKKANDA

Alexandre Arnault şu günlerde, LVHM grubunun dünya çapında en önem verdiği bir prestij işinin başında…

Şirket 2021 yılında dünyanın bir numaralı mücevher markası sayılan Tiffany’i 16 milyar dolar karşılığı satın aldı.

Tiffany’i mücevher satın alamayanlar da bilir.

Audrey Hepburn’un oynadığı “Tiffany’de Kahvaltı” filminde gördüğümüz o mücevher dükkanı.

O filmi “Moon River” adlı şarkısı ve bir de Hepburn’u, üzerinde siyah bir Givenchy rob, Oliver Goldsmith siyah gözlükleri ve elinde köşedeki kahveden alınmış karton bardaktaki kahvesiyle bir moda ikonuna dönüştürmüştü.

Tabi filmin senaryosunu çok sevdiğim Truman Capote’un yazdığını da unutturmamalıyım.

MODERN İŞLETMECİLİK VE GAZETECİLİĞİN GELDİĞİ YERİ GÖSTEREN TERLEME SORUSU

LVHM Manhattan’daki bu ikonik mağazayı yeniden tasarladı ve 28 Nisan günü açıyor.

Mağazanın yeniden tasarımında başrolü 30 yaşındaki bu patron çocuğu yüklendi.

Geçen hafta New York Times’ın bir muhabirine mağazayı bizzat kendisi gezdirdi ve gazete bugün bunu yayınladı.

Bence modern iş ve marka yönetimi ile modern gazeteciliğin geldiği noktayı gösteren bir ders gibiydi bu tam sayfa yazı.

Ama önce başlıktaki soruda yarattığım merakınızı gidereyim.

ZENGİN PATRON ÇOCUĞU: BİR BAKIN TERLİ MİYİM

130 milyar dolara yakın serveti olan ve şu an dünyanın en başarılı şirketi kabul edilen böyle bir grubun sahibinin oğlu, babasının yerini almak için ne kadar terlemeli?

Alexandre Arnauld, NewYorK Times yazarına “Bir bakın terli miyim?” diye soruyor.

Onu beklemeden cevabını da bizzat kendisi şöyle veriyor:

“Hayır hiç terlemedim. Çünkü etrafımda öyle iyi bir profesyonel kadro var ki, benim terlemem gerekmedi…”

Aklıma bayram sırasında birlikte olduğum Hürriyet’teki patronum Aydın Doğan’la yaptığım bir tartışma geldi.

AYDIN DOĞAN’LA KAPIDAKİ PATRON ARABASI TARTIŞMASI

Hürriyet’teki patronum Aydın Doğan, çok başarılı bir “Kendini var etmiş” patron kuşağının en başarılı temsilcilerinden biri.

Onun kanunları vardır:

“EBITDA (Faiz Amortisman öncesi Vergi kar) değil, cebine giren para önemlidir…”

Bir de şu ilkesi vardır:

“Patronun arabası holdingin önünde duracak ki çalışanlar onun da çalıştığını anlasın…”

Benim anlayışım ise hep farklıydı:

“Şirketini uzaktan yönetemeyen yönetici odasında oturduğu zaman da iyi yönetemez…”

Benim tezim Epidemi sırasında denendi ve fena sonuç vermedi.

Aydır Bey ise kendi tezinde hala ısrarlı.

BEN DİOR ELBİSE GİYMİYORUM AMA YİNE DE TERLEMİYORUM

Onun için “Alınteri” ve “Terlemek” önemli.

Bense Dior takım elbise giymiyorum. Üzerimdeki her şey yerli marka.. Ama hep iyi yöneticilerle çalıştım ve dolayısıyla terlemem gerekmedi.

Tabi bunda kullandığım deodorantın katkısı da yoktur diyemem.

Bana göre Aydın Bey’in en büyük başarısı, klasik patronluk vasıfları yanında, vizyoner olması ve kızlarını vizyoner birer insan olarak yetiştirmesiydi.

LÜKS MARKALAR PETROL KRİZİNDE BATARKEN TERLETMEYEN YATIRIMLAR

Neyse ben bu yazıdan çıkardığım derslerde döneyim.

Bernard Arnault’un en büyük özelliği terlemesi değil, vizyonerliğiydi.

1970’li yıllarda bütün lüks markalar petrol krizinin etkisi ile büyük zorluklarla karşılaştığı günlerde o bu markaları tek tek topladı.

Bugün Manhattan’da Beşinci Caddeye’ye çıktığınızda neredeyse her 5 mağazadan biri onun markası.

Sadece o cadde veya herhangi bir başka ülkenin en zengin caddesinden örnek vereyim:

Dior, Celine, TAG Heuer, Bulgari, Fendi, Sephora…

Buna Louis Vuitton’u, Moet&Chandon, Veuve Cliquot, Krug, Dom Perignon şampanyalarını, Chateaux Cheval Blanc ve Chateua d’Yquem şaraplarını, Hennesy konyaklarını, Glenmorangie ve Ardberg viskilerini, Belvedere votkalarını ve daha saymakla bitiremeyeceğim markaları ekleyin.

VİTRİNLERİ TAŞLANIRKEN YÜZDE 17 BÜYÜME AÇIKLAMAK NASIL BİR ŞEY

Bu markaları batmakta oldukları günlerde toplayıp, bir dünya lüks imparatorluğu kurup, ekonominin yazılmış bütün kanunlarını tarumar etmek…

Bütün dünyanın enflasyonla, savaşlarla, göçmen sorunları ve çevre kirliliği ile mücadele ettiği, Fransa’da işçi ve memurların emeklilik yaşının 64’e çıkarılmasına karşı verdiği mücadelede vitrinlerini hedef yaptığı şu önceki hafta ilk çeyrek sonuçlarını açıkladı.

Yüzde 17 büyüme…

Övünülecek bir şey mi?

Bir sosyalist için asla övünülecek bir şey değil.

Ekonominin dibe vurduğu bir dönemde lüks tüketimin yüzde 17 büyümesi, gelir uçurumunun apaçık bir ispatı.

Ama vizyoner ve marka yönetimi açısından bakarsanız…

Patronun ve yöneticilerin primi, analarının ak sütü gibi bile olmasa da hak ettikleri bir sonuç değil mi…

Neyse soğan cücüğünün en gözde seçim malzemesi olduğu şu seçim ortamında böyle tehlikeli tarlalara girmeyeyim, sadece gözlemci kalıp yazmaya devam edeyim.

14 NİSAN AKŞAMI PARİS’TE BİR KONSERİN LOCALARI

Gelin Sultanahmet Camii’nin miting meydanına çevrilen avlusundan hep birlikte Paris’e bir uzanalım.

14 Nisan akşamı…

Louis Vuitton Vakfının oditoryumu o akşam olağanüstü bir olaya sahne oluyor.

Sahnede Jay Z var.

2017’den beri ilk defa solo olarak sahneye çıkıyor.

Salonda Fransa’nın eski ve yeni kültür bakanları var.

Localardan birinde Rihanna, A$AP Rocky ve Beyonce oturuyor.

Jay Z bu konseri sırf Andy Warhol ve Jean Michel-Basquiat’e saygı için veriyor.

HAYAT TARZLARINI SANATA ÇEVİREN İNSANLARIN YILINI GÖRMEK

Çünkü bu yıl, sadece sanatlarını değil, kendi tarz ve yaşam biçimlerini sanat haline getiren insanların yılı.

Warhol, Basquiat, David Bowie…

Aynı sırada Pompidou Müzesi’nde Serge Gainsbourg’un evi ve odası sergileniyor.

Hayatlarını sanat haline getiren insanlar bunlar.

Ve Arnault’nun Louis Vuitton Vakfı bu trendi herkesten önce yakalamış.

Paris’te ünlü mimar Frank Gehry’nin tasarladığı Louis Vuitton müzesinde Warhol-Basquiat sergisi açıldı.

YENİ TIFFANY MAĞAZASININ GİRİŞİNDEKİ TABLO KİMİN

28 Nisan’da Manhattan’da açılacak yeni Tiffany binasının girişinde ise Basquiat’nın bir tablosu bulunacak.

İçerde Damien Hirst, Jenny Holzer, Richard Prince, Rashid Johnson gibi sanatçıların eserleri de olacak.

Modern sanat artık markaların ayrılmaz parçası…

(Bunu bizde anlayan ilk patronlardanrs biri de Mudo mağazalarının kurucusu Mustafa Taviloğlu’dur.

Şimdi yıllardır topladığı modern sanat eserlerini sergilemeye hazırlanıyor.)

Terlemeyen patron nesli bunu çok iyi anladı ve öncülüğü bırakmıyor.

PATRONUN EN BÜYÜK KORKUSU: SUCCESİON’UN 5’NCU SEZONU OLMAK

Peki bu öncü aileyi bekleyen en büyük tehlike ne?

Tabi ki Murdoch ailesini anlatan “Succession” dizisinin beşinci sezonu haline gelmek.

Var mı böyle bir tehlike..

Gelin bu dünyanın en zengin ailesine biraz daha yakından bakalım.

Arnault’un beş çocuğu var…

Üçü erkek ikisi kz.

Erkekler neredeyse birbirinin kopyası.

Beş çocuk her ay Grubun Paris’teki Montaigne Caddesi’nin 22 numaralı binasında babalarıyla biraraya geliyor ve şirketlerin durumunu konuşuyor.

Beşi de Paris’in en zengin semtinde birbirinin komşusu olacak kadar yakın oturuyor.

Her gün birbirleriyle defalarca konuşuyorlar.

Babalarının her gezisine çocuklardan biri mutlaka katılıyor.

BABASININ YERİNE KİM? TERLEMEYEN ÇOCUK MU

Tek amaçları Murdoch ailesini anlatan Succesion dizisinin beşinci sezonu haline gelmemek.

Dedikodulara bakılırsa, 30 yaşındaki Alexandre Arnault, New York Tiffany’nin yeniden tasarımındaki bu başarısı ile küçük de olsa bir öncelik almış olabilir.

Zaten şimdiden Tiffany’nin İcra Kurulu Başkan Yardımcısı konumunda.

Tabii ki durumu zaman gösterecek.

Babalarının daha 74 yaşında ve işin başında olduğunu da unutmamak gerekir.

OMBUDSMANA İHBAR: YAZIDA 24 TİCARİ MARKA İSMİ GEÇİYOR

Gelelim bu uzun yazının son noktasına…

New York Times’ın bu konudaki yazısının bir de modern gazetecilik anlayışı bakımından verdiği ders var.

Özellikle de kafası 1970 solculuğunda kalmış “Medya ombudsmanları bakımından önemli bir tartışma konusu bu.

Üşenmeden saydım.

New York Times’ın Tiffany yazısında 24 ticari marka ismi geçiyor.

Bunun yanında 10’dan fazla sanatçı ismi var.

HANUTÇULUK VE MARKA REKLAMI MI DİYECEĞİZ

Günümüz medya ombudsmanlarının en düşman olduğu şey, yazılarda ve haberlerde “Marka adının” geçmesidir.

Bunu anında “Gizli reklam” ve “Hanutçuluk” olarak görürler ve baya da puan toplarlar.

Oysa markalar artık günlük hayatımızın vazgeçilmez parçaları.

Zaten bir çok marka kullandığımız ürünün adı haline gelmiş vaziyette.

Mesela iPhone…

Mesela iPad…

Yazıyı şöyle bitireceğim.

GİRİTLİ PARTİZANLAR, LOUİS VUİTTON YILBAŞI VİTRİNİNDE

Modern hayat, modern işletmecilik, modern medya artık geri dönüşü olmayan büyük bir dönüşüm içinde.

Bunu anlamayanlar maalesef, İkinci Dünya Savaşı’nın bittiğinin farkında olmayıp, saklandıkları ormanda savaşa devam eden Japon askerleri ile Girit dağlarında direnmeye devam eden partizanlar gibi kaldılar.

Tonton…

Sempatik nostaljik birer tonton…

Bekleyin onların da modern sanatın objeleri haline gelmeleri de yakındır…

Bir Louis Vuitton mağazasının yılbaşı vitrinlerinde Japon sanatçı Yayoi Kusama’nın harika birer tasarımı olarak görebiliriz…

Ben de onlar üzerine harika yazılar yazarım.

14 MAYIS GÜNÜ EPEY TERLEYEN SİYASETÇİ VE PATRON GÖRECEĞİZ

Cumhuriyetimizin 100’ncü yılında Büyük Millet Meclisi’mizin kurulmuşunun 100’ncü yılında hepinize mutlu bir 23 Nisan günü diliyorum.

14 Mayıs akşamı terleyen epey siyasetçi ve patron göreceğiz..

Oy verirken size düşen ise sadece ve sadece Cumhuriyetimizin 100’ncü yılında ülkemizi nerede görmek istediğinize karar vermek.

Ertuğrul Özkök

Odatv.om

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir